Hani olur ya, bir gün bir albüm keşfeder de dinlemeyi bırakamazsınız. Dinledikçe daha da 'açılır' sanki şarkılar, zamanla her enstrümanı tek tek duymaya ve hatta hissetmeye başlarsınız. Müziğin büyüsünden kurtulup şarkıların adını doğru dürüst öğrenemezsiniz ama aslında baştan sona nota nota ezberlemişsinizdir. Bu durum birkaç hafta da sürebilir birkaç ay da... Sömürürcesine dinlersiniz, içinize çekmek istersiniz her bir melodiyi.
Mart 2009. Twilight çılgınlığına yenik düşmüş bir arkadaşımdan bir mesaj alıyorum, yana yakıla filmin soudtrack'ini dinlememi söylüyor. O kadar ısrar ediyor ki ertelemek mümkün değil. Albümü bulup dinliyorum... Epey iyi şarkılar var. İçlerinden biri ilgimi çekiyor: “Spotlight”. Mutemath'inmiş; tanımam etmem. Aynı şarkıyı birkaç dinleyişten sonra “bu böyle olmaz” diyorum, “bakalım başka neleri varmış bu çocukların”. Grupla aynı ismi taşıyan albüm elime geçiyor. İlk parça “Collapse”te kalıyorum bir süre, ikinci şarkıya geçemiyorum bir türlü. Sıradaki “Typical” da benzer bir etki yapıyor. Birkaç dinleyişten sonra albümün kalanını dinlemeye devam ediyorum. Dördüncü şarkı “Chaos”ta çok daha uzun takılı kalıyorum bu sefer. Beş, on, yirmi... Sonunda devam ediyorum ve bir şekilde bitiriyorum albümü. Bütün şarkıları dinlemek birkaç günümü alıyor.
Nisan. Tez konumu daha yeni bulmuşum, metodumu yeni oturtmuşum kafamda. Heyecanlıyım. İlk görüşmelerimi yapmaya başlıyorum. İlk katılımcılar yabancı değil, “muhabbet ederken müzik de olsa olur mu” diyorum, “peki” diyorlar. Fonda hep aynı albüm, döne döne çalıyor, baştan sona. Görüşmelerin birinde arkadaşım bir an duruyor, “Özgün, bu ne güzel müzik böyle, kim bunlar?” diyor. O anda fark ediyorum ki bir saattir aralıksız “Collapse” dinliyormuşuz... Mayıs ve Haziran ayları da bol Mutemath'li geçiyor. Favorilerim önceleri devamlı değişirken sonrasında her şarkı yerini buluyor, sevmediğim tek şarkı kalmayıncaya kadar.
Zaman geçtikçe daha az dinler olursunuz o albümü... Ve bir an gelir, bütün şarkıları kelimenin tam anlamıyla içip bitirdiğiniz fark edersiniz. Ara vermenin zamanı gelmiştir artık...
Birkaç ay sonra geri dönüp aynı albümü dinlediğinizde gözünüzde canlanır anılar, o şarkıları ilk defa dinlediğiniz zamanlar yaptıklarınız, hissettikleriniz, olaylar, kişiler... Tam bir nostalji.
Artık o albümden bir nebze uzaklaşabilmiş, ona biraz daha objektif bakabilmeye başlamışsınızdır. Diğer yandan kusurlarıyla daha da bir seversiniz. Hani derler ya, “aşkın sevgiye dönüşmesi”... Aynı kişinin/grubun bir diğer albümünü dinlemeye hazırsınızdır artık.
Mart 2010. “Ne yaptı bu Mutemath acaba?” diye soruyorum kendime, uzun zamandır dinlememişim. Bir bakıyorum, ben ilk albümü sindirirken meğer ikinci bir albüm yapmışlar. Ne güzel. Hemen dinlemeye başlıyorum. Henüz hiçbir şarkıyı bilmesem de hepsi aslında öylesine tanıdık ki... Anılarım tekrar canlanıyor. İlk dinleyişim, tezim için çalışmaya başlayışım. Dördüncü şarkı “Spotlight”tayım. Bir an duruyorum. “Ne yapıyorum ben şu anda? Tezimi yazıyorum!” Demek kaderde bir projenin başında çılgıncasına dinlediğim bir grubu aynı projenin sonunu getirirken dinlemek de varmış. [İşte okuduklarınızı yazmaya karar verdiğim an.]
Bu sefer, ilk dinleyişimde, hiçbir şarkıda durup başa alma ihtiyacı duymuyorum. Olsun. Eski ve iyi bir dostla tekrar bir araya geldiğimizde hiçbir şey eskisi gibi olmaz ki zaten. O yüzden sonraki her buluşmada konu döner dolaşır eski günlere gelir: “Ne güzeldi o zamanlar, nasıl da eğlenmiştik, çocukmuşuz be resmen...”
Bir sonraki albüm bir türlü doyuramaz ilk dinleyişlerde, eskiyi arar insan. Ne de olsa bu albümle o aşık olunan albüm aynı değildir. Ama bu sefer de bambaşka bir yola girilmiştir aslında. Bir süre sonra ya “bu albüm de harikaymış, farklıymış ama harikaymış” dersiniz, ya da “ol(a)mamış”. Zaman gösterecektir bunu. Tabii ki hiçbir şey bir grubun ilk dinlenen albümüyle yaşanan aşk gibi değildir, ama sevilen bir şeyin ne yönde değiştiğini görmek de bir o kadar ilginç bir deneyimdir, değil mi?
Ve sonunda kulağım alışmaya başlıyor Armistice albümüne. İlk seferin yabancılığını üzerimden atınca sözleri dinlemeye, davulu, gitarı, klayveyi duyabilmeye başlıyorum. Başa alıp tekrar tekrar dinlediğim ilk şarkı “Goodbye” oluyor ve gerisi geliyor, nihayet! Hikayenin sonunu bilerek tekrar aşık olmaya başlıyorum...
Evet, oldu işte. Olmuş!
http://www.youtube.com/watch?v=An-10eHj_Bg
http://www.muse-ink.com/2010/03/sradan-bir-ask-hikayesi-mutemath-ve.html (16.03.2010)